İhtarname: Lanet Gün


Karanlığın doğduğu eşi benzeri olmayan bir gün, aslına aykırı ama olması gereken belki. Çiğ insanların ürediği, amaçsızca yaşadığı bir coğrafyada her güneşli gün umut veriyor bu insanlara. Potansiyeli çoğunun eşit olduğu bu toplulukların tek derdi para ve görünürlükleri. Zayıf, basit organizmalar; ellerini yıkadıklarında kurtulduklarını sandıkları bakterilerden pek de ehemmiyeti olmayan insanlar.


Her seferinde değişiyor: ne zaman yazacak olsam bir eksiliyor ya da bir artıyor. Neticede kocaman bir çöplükte yalnız başına dönen bir gezegenin üzerinde durmaya çalışan yaratıklarız ve epey kalabalığız. Bu kadarı tasarlanmış mıydı yoksa ipin ucu kaçmış mıydı? Dahası nihayi amacına ulaşabilmiş miydi bu deneysel çalışma? Bilincimiz düzeyinde algılıyor var olduğumuzu düşünüyorduk ama karanlık hatırlatıyordu yokluğumuzu, yine sorguluyorduk. Var olma kaygısı her saniye bazılarımızı hırpalıyor, hırçınlaştırıyorken bazılarımız usulca usulünce düşünüyor; inanıyorlardı inanmaları gerektiği öğretilenlere.


Varlık-yokluk, siyah-beyaz, tanrı-şeytan; her şey zıttıyla mümkündü: ya da böyle öğretilmişti. Birisi yaratmıştı, diğeri itaat etmemişti. Hikaye buydu ama bu da gerçekti ya da yalandı. Bilinmezdi. Siyahın en siyahında, yokluğun varlığında bu soru tekrar soruldu bakteri kadar ehemmiyeti olmayan insana benzer bir organizma tarafından.


Pasifize olmak ya da olmamaktı bütün mesele. Seçim yaparsın, rahatlarsın; ya da ölene kadar sorgularsın. Acı çekmek için yaşadığımız gezegende yalnızca durup ''an''a değer vermek için mutlu olmaya çalışıyor, çabalıyoruz. Gerçekten kaçışımız çok uzun sürmüyor bu ölüm dolu gezegende; yaşattığı kadar öldüren bu yeşil-mavi gezegende.


Fonksiyonel organların en yücesi, adına beyin dediğimiz organik materyalimizin potansiyelinin kısıtlanması gerekiyorsa ve bunun için birçok toplum sözleşmesi yapıldıysa ve insanlar pasifize olup karanlığı unutmak için dinginliğe; inanmayı yani mutluluğu seçiyorsa… Hikaye gerçekti ya da yalan. Tanrı ya da şeytan: her şey zıttıyla mümkündü.


Karanlık bir kez daha hatırlattı, çok geç olmadan.

ACT
(21.09.2019 tarihinde yazılmıştır.)






Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Neden Cerrah Olmalıyım?

Umurumda Değilsiniz!

Belki