Öykü: Fanus
Çıplak bir ormanda… koyu kahveden siyaha renk paleti fakiri bir sahne.. sarıdan turuncuya yaprakların aykırılığı.. yaşamak hemen şimdi ama yanlış zaman, sonbahar.. bir doğanın tekrar uyanmak üzere ölümü.. Burak ve uzak.. yan yana yürüyen iki insanın ayaklarının mezarlıktaki hışırtısı.. uzak mı yakın mı bilinmez, yan yana iken çok yakın, derinliği dipsiz kuyu.. en çok da bu kafa şişirir ya yakınında nefes alan bir insanın nefesini paylaşırsın ama ciğerine ne kadarını çektiğini bilemezsin. Tuzak.. hayatın gailesinde yürürken tökezlemek gibi adımları karışır insanın, düşecek gibi olur düşmemek için koşar, ya toparlar düşmez ya da yerle yeksan.. Bazen insan bile isteye de düşer, düşer ve bir yanı acır ve o zaman hisseder yaşayan bir fani olduğunu işte o zaman yaşadığını hisseder ilk kez, düşmek bu yüzden ehemmiyetlidir ve bu sebepledir ki çoğu insan düşmeye aryalar, şiirler adar, süsler. Tanıdık, yanındayken çok tanıdık ama kalp çarpınt...